Minimalizm: sistemden çıkmak

Minimalizm: sistemden çıkmak
eskisehir trend minimalizm

Sakin bir ortamda düşündüğümüzde aslında çok kalabalık bir dünyada zamanın çok hızlı aktığını farkederiz. Çoğu insan bu sakinliğin daha uzun sürmesini ister ancak sistem bizi o kargaşaya geri çeker ve savaşa devam ederiz.

Bu kalabalık dünyayı dizayn edenler insanı gittikçe maddenin kölesi haline getirdi. Robot gibi çalışıp; "el ne der" korkusuyla yaşayan, "o almış bizde niye yok?" derin felsefesiyle hayatını şekillendimiş bir topluma dönüştürmediler mi bizi?

İster ilkokul mezunu olun, ister 3 lisans, 4 yüksek lisans, 5 doktora yapın sonuç yine değişmiyor. Ne kadar kazanırsanız kazanın hepsini tüketip yine de mutlu olamayan, zaman geçtiğinde de pişman olan bir sürü insandan biri olacaksınız. Çoğaldıkça tatmin olamayan, mutsuz insanlar olmuyor muyuz?

Sofrandan istakoz eksik olmasa, alışverişe uçakla gitseniz, elbiseleriniz için ayrı bir eviniz olsa.. Sonuç; doymuyoruz. Hız sınırı 110 ama otomobilimiz 360 yapıyor. Çoğu özelliğinden haberimiz bile olmayan telefonlarımız var. Sizin telefon kaç megapiksel? Peki megapiksel ne? 

Bizi öyle bir sarmışlar ki; kafamızın içinde bir ses " kalk ve daha fazla satın al, mutluluk burada" diyor. Bildiğin bağımlı değil miyiz? Fransa'nın Afrika'ya yaptığını şimdi tüm dünyaya yapıyorlar. Aslında hepimiz kapitalizmin birer sömürge noktası olmuşuz. Deli gibi çalışıp; sisteme akıtıyoruz parayı. Zavallı insancıklar olduk..

Yaşamlarının aslında bir hapishane olduğunu farkeden ve değişim için yeterli cesareti olanlar artık yeni bir hayat seçiyorlar. Bu hayat daha sade, daha kolay ve daha az çalışmaya ihtiyaç duyacağınız bir hayat.  Neyle kuşatıldığının ve ne kadar aciz bir hayatın içinde olduğunun farkında olanlar için çok anlamlı bir seçim bu..

Özellikle 12 ay çalışıp,  bu kazancının 2-3 aylık kısmını ailesi ile 1 hafta tatile harcadığını anlayabilecek kadar hesap yapabilenler; tekrar düşünün. 3-4 Ay çalışıp kazandığınızın tamamını 4-5 gün tatile harcamıyor musunuz?  3-4 ay hiç çalışmasanız nasıl bir hayatınız olurdu? Tatil yapmayın demiyoruz tabi. Sistemin bizi getirdiği durumun tespitini yapıyoruz. Matematik ortada. 5000-TL net geliriniz olsun evinizde.  Bugün orta üstü ve  herşey dahil otelde 600 TL 1 gece konaklama bedeli.. 4 Kişilik bir ailenin gecelik masrafı  2400-TL. 6 gece kalsanız 14.400-TL. Yolla birlikte 15.000-TL düz hesap.. Gitti mi 3 aylık gelir. Peki dinlendiniz mi? Herşey bedava diye oradan oraya koşmadınız mı? Bildiğiniz eğitim kampı gibi..Yani para verip esir hayatı yaşamak. Peki neden yapıyorsunuz bunu? Çünkü sistem size tatil diye bunu yedirdi. Dedi ki "Elini sıcak sudan soğuk suya sokma, ben sokarım"

İşte bu süreçleri yaşayıp sorunu doğru tespit eden İnsanlar, yaşadıkları mekanlardan giydikleri kıyafetlere ve hatta arabalarına kadar herşeyi küçültüp; azaltıyorlar.Çünkü farkettiler ki azaldıkça daha mutlu oluyorlar. Mimar Ludwig Mies van der Rohe'un  "less is more" yani "az çoktur" kavramı artık yaşamın her noktasına işlemeye başladı. Bu mimarideki sadelik için söylense de şimdilerde yaşamın her detayında çok anlamlı gelmeye başladı. İnanmıyorsanız aile çadır kamplarını bir gezin. Ne avukatlar mühendisler bulacaksınız....Dünyada bir çok  (hadi gelişmiş diyelim) ülkede insanlar ömürlerini bir ev sahibi olmak için harcıyorlar. Önce kirada oturup mortgage peşinatı biriktiriyorlar. Sonra ev alıp  20-30 yıl bu borcu ödemeyle geçiyor. Yani en kötü ortalama 35-45 yıl bir ev sahibi olmak için çalışmış oluyorlar. Buna para kaznmaya başlayana kadar geçen yılları da ekleyince gitti 50-55 yıl. Ömrümüzün ne kadar olacağını bile bilmezken bu ızdırap neden?

Ortalama büyüklükte bir evin %60 ını hiç kullanmıyoruz. İşte o kullanmadığımız bölüm için yaklaşık 10-15 yıl çalışıyoruz. Ne kadar mantıklı sizce?   Bu bir çok insan için rutin ve zorunlu bir süreç olarak değerlendirilirken, bir çok insan da bu çarktan çıkmanın yollarını arıyor.  Tabi ki minimalist yaşam oluyor bu tercih. Daha küçük ve az eşyalı bir evde daha az elbiseyle yaşamak.

Daha çok yabancı ülkelerde, özellikle mekan anlamında çok daha hızlı yayılıyor bu akım. Onlarda  bizde olan büyük aile ve yatılı misafir anlayışının farklı olması da bunda ciddi etken tabi . Bazen bir tekneyi, bazen de  bir otobüsü veya bir konteynırı yaşam alanına çeviriyorlar. O anda birden bire gerçek özgürlüğü buluyorlar ve aslında o kadarda çok çalışmaları gerekmediğini, kendilerine daha çok zaman ayırabildiklerini farkediyorlar. Kent yaşamının nimetlerinden faydalanmak uğruna yaşanan yıllar sonunda, geriye dönüp baktıklarında kendilerine ve ailelerine ayrıdıkları zamanın ne kadar az olduğu gerçeği ile karşılaşmadan sistemin zorlamalarından kurtuluyorlar..

 Küçülen yaşam alanları tabiki   azalan ve küçülen eşyayı da yanında getiriyor. Sadece ihtiyaç kadarın ile yetinme kültürü oluşuyor. Buna ister "şükür", ister "aza kanaat" diyelim sonuçta huzur veren bir durum var.  Bu tecrübeyi yaşayanlar sistemden çıkmaktan gayette mutlular aslında.
Özellikle yaşam alanı olarak mobil araçları seçenler, keyiflerine bir de özgürce gezebilmeyi ekliyorlar. Bu tarz yaşam şeklini tercih edenler genelde home ofis çalışanlar veya bu hayatı tercih ettikten sonra daha rahat bir çalışma tarzına geçenler..

Bu felsefe her insan için farklı değerlendirilebilecek bir kavram aslında.Yani reçete her insanda aynı çalışmıyor. Ancak işin özü değişmiyor ve her türlü yol zalarak huzur bulmaya çıkıyor.

Aslında bu yeni birşey değil farkındaysanız. Bizden önceki kuşakların yaşam şekli bu. Az eşya, küçük mekanlar, sağlıklı ve doğal  beslenme, huzurlu yaşam. Yani o beğenmediğiniz belkide küçümsediğiniz küçük hayatlara dönmek için artık fazladan enerji harcayıp sistemden çıkmanın yolunu arıyor olabilirsiniz..